SERBIA

Posted in Uncategorized on Ocak 6, 2012 by worldandphoto

Marrakesh-Djemma El- Fna

Posted in Marrakesh on Haziran 28, 2009 by worldandphoto

F02

Marrakesh-D j e m m a  e l – f n a

F01

F05

F03

F04

F07

F08

F06

Petra…ÜRDÜN

Posted in Petra..ÜRDÜN etiketler ile , , , , , on Haziran 18, 2009 by worldandphoto

Petra Kuveys… Welcome to PETRA….

 

Yaşanılmamış güzelliklerin hiç bitmeyeceği geliyor aklıma. Çöllerin dinginliği, taşların kutsallığı, bir bedevinin şarkısı, hiç bitmeyecek hayata dair an ‘lar… Welcome to Jordan diyerek karşılayan çocukların çoşkularıyla ayrıldık başkent Amman’dan Petra’nın geçmişine.

Amman Vahadat Otobüs terminalinden 3.5 saat süren yolculuk sonrası Wadi Musa’daki otelimize yerleştik. EI-Haşimiye EI-Ürdünniye ‘nin milattan öncesine dayanan tarihiyle, çok önemli bir turizm merkezi olan Petra antik kenti artık çok yakındı.

 ürdün03

Bildik bir otel odasının dekoruna, Petra ardında batan güneşin kızıllığı eklenirken, Nebatilerden bu günlere ulaşan antik kent için sabırsızlanıyorum. Amman’ da yabancılarla karşılaşan herkes welcome to Jordan diyerek memnuniyetlerini gösteriyorlar. Wadi Musa’da da durum aynı. Welcome to Petra. Petra kuveys diyenlere karşı in sha’allah diyerek akşam yemeği için geleneksel Ürdün mutfağı ile buluşuyoruz. Menüde et, badem,ftstık, üzüm ve çeşitli baharatlardan oluşan mensaf denilen safranlı pilav, nohut, tahin ve çeşitli soslardan hazırlanan humus ve falafel var. Ayrıca Ürdün birası da menüye  dahil. Yemek sonrası oldukça geniş bir alana yayılmış antik kent için, planlarımızı gözden geçirebileceğimiz bir nargile kahvesi arıyoruz.

ürdün02

Rehber kitabımızda ve ören yeri haritasında öncelikli yerleri işaretleyip, rotamızı belirleyerek Petra için tüttürüyoruz nargilemizin dumanını. Petra ören yerine giriş ücretinin 20 JD (jordan dinarı) yaklaşık 30 YTL

olması biraz düşündürüyor bizi. Ülkemizdeki ören yeri giriş fiyatları ile karşılaştırıldığında abartılı bir fiyat farkının olması biraz garip geliyor bize. Kahvedeki Ürdünlüler bildik cümle ile başlıyorlar sohbete. Kimi vahalardan vahalara göç edip çobanlık yapan Bedevilerden bahsediyor; kimi de Petra’ da Arapları örgütleyen Lavrence’ den. Petra gezisi için yerel rehberlik yapabilmek için Ürdün ve Petra ile ilgili tüm bildiklerini birbirleriyle yarışarak anlatıyorlar bize.

ürdün04

 Tarihi milattan öncesine Petra, Yemen ‘in Hadramut bölgesinden gelenbaharat yolunun son bölümünde bulunmasıyla; ulaşılması ve ele geçirilmesinin güç olması sebebiyle Nebatiler’in baharat deposu olmuş. Ticari yaşamın zenginliği Petra yı bu uygarlığın başkenti yapmış.

Nebatiler Hellen krallarına karşı bağımsızlıklarını coğrafi koşulların etkisiyle korudular. Nebatiler’den sonra kent Roma ‘nın eyaleti oldu ve bu günlere kadar ulaştı. Petra ile ilgili tarihi bilgilerin yanı sıra oldukça ilginç tekliflerde geliyor özellikle de genç Ürdünlüler’ den. At arabasıyla antik kent gezisi, çöl çadırlarında öğle yemekleri, bedevilerle tanışma, ucuz halı ve kilimlere kadar ilginç teklifler. Bu tekliflerden sıkılan yol arkadaşım Ömer’ e önerilen giriş parası vermeden ören yerine giriş imkanı ise oldukça şaşırtıcıydı.

ürdün01

Nargileden bir nefes daha ve sonrasında geceyi sabaha , ulaştıracak Petra ‘lı bir düş niyetine otelimize. Çölden esen ılık bir rüzgar ve sabahın serinliği ile adımlar Petraya yaklaşıyor. Ören yeri giriş merkezi sonrası Vadi Musa ‘nın dar geçitierine doğru ilerliyoruz. Daracık kanyonlara benzeyen dar geçitler hazine avcıları filminin sahnelerini çağrıştırıyor adeta. Artık haritadaki işaretli noktalara yaklaşıyoruz. Gül rengi kayalardaki rengarenk tonlara, zakkum çiçeklerinin pembeliği ekleniyor. Güneş tepeye yükseldıkçe vadinin dik yamaçları arasından süzülen ışık oyunları ile Petra ‘nın gizemiyle buluşuyoruz.

ürdün07

 Ve muhteşem Khazneh (hazine) olarak bilinen mezar yapısı dar geçitlerin ardından büyülü görüntüsüyle karşımızda.Petra ve Ürdün ile ilgili tüm kitapların kapaklarında yer alan fotoğrafların neden hazine olduğu, bu görüntü sonrası daha iyi anlıyorum. Yapının muhteşemliği karşısında şaşırmamak ve binlerce yıl öncesine savrulmamak olanaksız.

Antik kentteki Nebati Uygarlığı ‘ndan izler Khazneh ile kendini gösteriyor. İnanılmaz bir taş işçiliği vardı karşımızda.Oldukça büyük bir kaya bloğu içine oyularak oturtulmuş mezar yapısının heybeti ise düşündürücüydü. Yapının cephesi iki katlı. Ayrıca ön cephe korinthos başlıklı altı sütun ile desteklenmiş. Üst katın orta bölümünde, günümüzde heykeli yer almayan kubbeli bir yapı var. Khazneh ‘nin içinde ise iki yan oda ve büyük bir salon bulunmakta.

ürdün08

 Khazneh sonrası kayalara oyulmuş mezarları ve genişleyen geçitleri geride bırakarak Nebatiler ve sonrasında Roma dönemlerini yaşayan antik tiyatroya ulaştık. Kahvaltı molasında Khazneh ‘in muhteşemliğine, tiyatronun heybeti ve geçitler sonrası genişçe bir alana yayılmış antik kentin görünümü ekleniyordu. Tiyatro’dan biraz ilerledikten sonra hediyelik eşya standları ve çay-kahve çardakları ile karşılaşıyoruz. Büyü bozuldu derken, adımlarızı hızlandırıyoruz ve devesinin gölgesinde çayını yudumlayan bedevinin görüntüsüyle yeniden düşlediğimiz Petra ile buluşuyoruz.

Bedeviler çöllerde kara çadırlarda yaşayıp, geçimlerini yetiştirdikleri deve, keçi, koyun sürülerinden sağlayan arap göçerler. Günümüzde sayıları azalsa da belki de Petra ‘nın en eski ziyaretçileri onlar.

ürdün09

 Palace Tomb, Corinthian Tomb, Silk Tomb ve ardındaki Sextius Florentinus yapıları kayalara inanılması zor bir işçilikle kayalara oyulmuş Nebati döneminden kalan heybetli mezar anıtlarıdır. Hellen üslubunun etkisinde kalarak yapılmış olağanüstü anıtlar iki bin yıl önce Nebatiler’in yaşadığı zenginliğin ve kültürlerinin etkisidir. Vadi Musa’nın daracık geçitieri artık geride kalmıştı ve sütunlu caddeyi, Nyphaleum, Bizans dönemine ait kiliseyi geride bıralıp antik kentin müzesine ulaştık. Müze çevresinde ziyaretçilerin alış veriş yapabileceği standlar ve geşitli cafeler var.

ürdün06

Ürdün ve Petra’ ya ait hediyelik eşyalar alırken, kendilerini bedevi olarak tanıtan satıcılarla sıkı bir pazarlık yaparsanız ilk dedikleri fiyatın yarısını ödeyerek beğendiğiniz hediyeliklere sahipolabilirsiniz. Nebati dönemine ait Hamamlar, Güney tapınağı ve sunak alanı,Aslan Tapınağı,Roma dikilitaşları, Nebati Kalesi, Qasr’al-Bint yapıları Petra’da hüküm sürmüş uygarlıklarıngünümüze ulaşmış izleri. Saatler ilerdikçe güneş sıcaklığını fazlasıyla hissettiriyordu. Müzede Petra ‘da yaşamış uygarlıklardan kalma eserleri inceledik. Kısa bir dinlenme molası sonrası, yaklaşık 1 saat süren tırmanış ile AI-Deir Manastırı’na ulaştık. Vadi Musa’dan kuzey batıya doğru ayrılan Vadi AI-Deir’e yükselen dar geçitler sonrası ulaştığımız manastırın Khazneh ‘in yapısına benzeyen muhteşemliği tüm yorgunluğumuzu unutturdu ve belki de miladı olmayan bir tarihle buluşturdu bizi. Lavaş ekmeği, ton balığı ve salata, manastıra karşı yemeğimizin menüsü. Petra haritasında işaretli noktalar tamamlanmıştı. Gün alacakaranlığa hazırlanıyordu. Petra ya yeni bir merhaba için hoşça kal deme vakti gelmişti.

ürdün12

Bildik bir otel odasının dekoruna eklenen kızıllığa, bir kızıl da biz ekleyerek; Petra Kuveys… Otel odalarından bahseder şairler.Cansever Oteli’dir Edip’e itaf bir şiir. Ve gece usulcacık ulaştı mı odana; sen yine de çıplak ayaklarınla çık der bir diğeri. Sen güvercinli kadın;bizim oralardan geçmeyen trenlere el salla…Petra ya ulaşan yol boyunca raylara gölge düşüren sesler değil bizimkisi… Gelecekten geçmişe bir özlem hiç değil… Yalnızlığın utangaç şarkısı -bu da- değil… Yoğun ve tempolu geçen bir güne  rağmen uykum yok. Yaşanılmamış güzelliklerin hiç bitmeyeceği geliyor aklıma.

ürdün11

Çöllerin dinginliği, taşların kutsallığı, bir bedevinin şarkısı, hiç bitmeyecek hayata dair an ‘lar… Nokta yaraşmaz Petra’lı an’lara dair cümlelerin sonuna… Üç nokta; belki yeniden buluşma dileğiyle…Petra Kuveys… Welcome to Petra…

ürdün13

Saat Kuleleri

Posted in Saat Kuleleri etiketler ile , , , , , , , , , , , , , , , , , on Haziran 18, 2009 by worldandphoto

ist04

                 Yirmi birinci yüzyılı vuruyor SAAT KULELERİ

 Mekanik saatlerin bulunmadığı dönemlerde zamani güneş ışığı ile tahmin eden insanoğlu kum saatleri, su saatleri ve güneş saatlerinden sonra mekanik saatleri keşfetti. Özellikle 13. Yüzyıldan sonra  saat kavrami değişti ve kentlerin geniş meydanlarinda yükselen saat kuleleri yer aldı.

Batı toplumlarında meydanlarda, kilise ve saraylarin yüksek kulelerinde yükselen saatler ve saat kuleleri Kanuni döneminden sonra Osmanlılar’a geçmiştir. Saat kulelerinin Anadolu’nun bir çok bölgesine yayılması ise daha sonraki süreçte olmuştur. Özellikle II.Abdülhamit döneminden sonra sayıları artan saat kuleleri İstanbul’dan Bilecik’e, Balıkesir’den, Erzurum’a, Çanakkale’den Yozgat’a, Tokat’tan Antalya’ya,Kastamonu’dan İzmir’e yaygınlaşıp günümüze ulaşmıştır.

saat03

Dolmabahçe Sarayı’nın girişinde yer alan Dolmabahçe Saat Kulesi  II.Abdülhamit dönemine tarihlenir. 30 metre yüksekliğindeki saat kulesi dört katlı olarak inşa edilmiştir. Oryantalist bir özellik taşıyan Yıldız Sarayı Saat Kulesi ve batı özellikleri taşıyan Tophane Saat Kulesi ile birlikte İstanbul’daki üç saat kulesinden biri olan Dolmabahçe Saat Kulesi mermer işçiliği ile önem kazanmıştır.

1894 yılında Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmış Çorum Saat Kulesi diğer Anadolu kentlerindeki gibi simgesel bir anıttır.1829 yılına tarihlenen Balıkesir Saat Kulesi Giritli Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare prizma şeklindeki yapı, beyaz kesme taştan yapılmıştır. Kabartma işçiliklerle süslü hale getirilmiştir.En üst kat kubbe ile kapatılmış ve büyük bir çan yerleştirilmiştir. Diğer saat kulelerindeki gibi dört ana yöne birer saat konmuştur.

saat04

Osmanlı saat kuleleri içinde en eskisi olan ve günümüzde işlevini sürdüren Safranbolu Saat Kulesi 1797 tarihlidi.Kare planlı düz damlı olan saat kulesi 8 günde bir kuruluyor. Çanı 90 kg ağırlıkta olan saat kulesi Eski Hükümet Konağının yanında yer almaktadır.

Kare prizma gövdeli uzun bir kule olan Yozgat Saat Kulesi tamamen sarı yontma taştan yapılmıştır. Ayar sarkaçlarının toplam ağırlığı 300 kg bulur ki bu da kulenin karakteristlik özelliğidir. Mimarı Şakir Usta olan kuleyi 1908 yılında Tevfik Zade Ahmet bey yaptırmıştır.

saat01

İpek yolu üzerinde seyahat edenlere zamanı bildirmek amacıyla kentin en hakim yerine yaptırılmış olan Bilecik Saat Kulesi 1907 yılında II.Abdülhamit dönemine tarihlenir. Ana bölüm olarak taş ve ağaç gövdeyle birlikte külah şeklinde bir kısma sahiptir.

1896 yılında Çanakkale sancak beyi Cemil Paşa tarafından yaptırılmış kare planlı, granit taştan yapılmış Çanakkale Saat Kulesi beş katlı ve 20 metre yüksekliktedir.Kurşun kaplı bir kubbe ile son bulan kule on bin altına mal olmuştur.

s18

Kastamonu’dan Urfa’ya, Merzifon’dan Sungurlu’ya, Bursa’dan Antalya’ya, Edirne’ye, Göynük’e  saat kuleleri geçmişten günümüze yılların çınlamalarıyla varlığını skorumaktadırlar… Saat çini vurdu birden…Prinççççç… Yirmi Birinci Yüzyılı Vuruyor Saat Kulesi…..

F16

Ganj nehri kıyısında Varanasi-HİNDİSTAN

Posted in Varanasi...HİNDİSTAN etiketler ile , , , , , , , , , , , , , , , , on Haziran 17, 2009 by worldandphoto

GANJ NEHRI KIYISINDA VARANASİ…HİNDİSTAN…

h01

 Hindular çoktan başlamışlardı suya dokunmaya, beyaz çiçekleri suya bırakmaya…Gatlardaki kalabalık her zamankinden farksız yaşıyor ve yaşatıyordu aynı ruhani çoşkuyu Ganj Nehri kıyılarında…Bir kadın yüzünü güneşe bırakıp rengarenk sarisiyle uzanıyordu kutsallığı binlerce yıllık nehrin sularına…Yaşlı bir sadu kimselere aldırmadan bozuyordu sabahın sessizliğini boynundaki çanlarıyla…Tütsü kokularına ve renkleri bende gizli çiçeklere inat olmazdı bu kentte. Sen yine de Varanasi’ye ve sokak çalgıcısı çocuklara selam söyle diyen kadının sureti beliriyordu uzakta…

 h02

Ölmeye gidilen kent demişlerdi adına. Şakaklarındaki döğmeler ele veriyordu bu kentin yerlilerini ve ziyaretçilerini.Varanasi Hindu inanışının yedi kutsal kentinden biridir ve Benares-Kası olarak da bilinir. Kuzey Hindistan’da Utar Pradesh eyaletinde Ganj Nehri kıyısına kurulmuş ilk Ari yerleşimlerinden biridir. Arilerin dinsel merkezi olan Varanasi’ye günümüzde Hindular hacı olmak için geliyor. Her Hindu ölmeden önce bu kenti mutlaka görmek, ibadetlerini yerine getirmek ve son nefeslerini bu kutsal kentte vererek, öldükten sonra da bedenlerinin küllerini Ganj’ın sularına savrulmasını ister.

 h06

Gün erken başlar Varanasi’de. Himalaya Dağlarının yüksek zirvelerinden doğan Ganj’ın suları, Hinduların tapınmalarıyla rengarenk dalgalanmaya başlar. Safran rengi bezlere gizlenmiş bedeni ve ruhu derinliklerde bir sadu geçer yanıbaşınızdan. Yıllardır hiç kesmediği saçı ve sakalıyla, bilek ve boynunda taşıdığı inançlarının simgesi renkli taşlardan kolyeler, tespihler, bilezikler ile diğer hindulardan ayırt edilen, kutsallığına inanılan sadular…Kendilerine diğer Hindular tarafından sunulan yardımlar ve yiyeceklerle yaşamlarını sürdürürler. Ruhsal bir disiplin simgesidir sadular. Et yemezler, içki içmezler, hayatlarında kadın ve cinsel yaşam yoktur. Çoluk çoçuk sahibi olmaz, yoksulluklarıyla, mülkiyetsiz bir hayat ve ruhani dünyalarıyla var olurlar. Kendi inanışlarındaki diğer sadu gruplarıyla kutsal günlerden özel ayinlere tüm Hindistan’ı ve hatta komşu ülke Nepal’ e kadar geçerek sırtlarındaki bohçalarıyla yaşarlar. Hindu kast sisteminde dokunulmazlar sınıfında yer alan sadular, ibadetleriyle ruhani güçlere ulaşmak için yıllarını verirler.

 h03

Tütsü kokularına bezenmiş, kurutulmuş çiçeklerle süslenmiş Varanasi’nin arka sokaklarında bir baraka görüyorum, gün geceye hazırlanırken. Müzik sesleri içeriye çağırdı beni. Avluya açılan kapının ardındaki kalabalık bir sadu grubu ortadaki ateşin etrafına toplanmışlardı. Merakımın çoşkusundan ve iletişim kurma isteğimden tedirgince saduların yanına oturdum. Uzun ağızlığın ucundaki kor elden ele uzatılıyordu ve yanımdaki yaşlı sadu şaşkınlıktan titreyen ellerime uzattı çubuğu. Bir nefes aldıktan sonra genzimi yakan dumanın etkisiyle öksürmeye başladım. Sadular için sıradan olan bu eylemi yanımdaki saduya başarıyla iletemememden dolayı hep birlikte gülmeye başladılar. Ortamın bu gülüşmelerle yumuşamasıyla sadulara biraz daha yakındım. Ruhani yaşamın gizem dolu kapısı aralanıyordu. Safranlı pilavla paylaşılan akşam yemeği ve müziğin günü geceye çağırması. Ve sadulara dair yeni günün ilk ışıklarına dek süren gözlemlerim.

 h13

Dualar ve ibadetle son bulan Hinduların gecesi, dualar ve tapınmalarla ulaşıyordu yeni günün ilk saatlerine. Hindu inanışında gün doğumuna karşı Ganj Nehri kıyısında yapılan ibadetler çok önemli. Ellerindeki bakırdan taslarla kutsallığına inanılan sularla yıkıyorlar bedenlerini. Doğan güneş Hinduların yüzlerinde parıldıyor. Tapınmaların ve ölü yakma törenlerinin gerçekleştiği merdiven şeklinde gat denilen basamaklı yapılar,  Arilerden kalma saraylar ve çok katlı manastır tarzı yükselen yapılar Ganj Nehrinin kıyısında yer alır.

 h14

Hinduzime göre insanlar öldükten sonra, yaşamlarındaki duruma göre yeni bir bedenle yeniden doğarlar. İyiliklerle geçen bir yaşam iyi olarak, kötülüklerle geçen yaşam kötü olarak doğar. Kutlu işler yapan sonraki yaşamında kutlu kişi olur. Hindu inanışında yakılan bedenlerin küllerinin Ganj’ın sularına savrulması, sonraki yaşamda dünyaya iyi olarak kavuşabilme inancıdır ki ölmeye gidilen Varanasi kenti ölümle yaşam arasındaki ince çizginin adıdır. Ölmüş Hindu bedenlerinin yakıldığı gatlardan yükselen dumanlar ve acılı gözüken yakınlarının çığlıkları cennete ulaşacak ruhlara ağıt değil güle güle demektir Varanasi’nin Ganj kıyılarında.

 h05

Hindistan kültürünün en önemli unsuru olan Hinduzim dini, bu topraklara MÖ. 1500-1200 yıllarında gelen Arilerin inançlarının daha eski toplumların gelenekleriyle kaynaşmasından doğmuştur. Brahma rahiplerinin günümüze ulaşan ilahilerinden ve yazılı kitaplarından Arilerle ilgili bilgilere ulaşılıyor. Ari toplumundaki sınıf farklılıkları günümüz Hint toplumunun temelini oluşturmuştur. Brahmanlar-rahipler, Ksatriyalar-savaşçılar, Vaisyalar-tüccar ve çiftçiler, Surdalar-toprak köleleri ve kast yani sınıf dışı kalan, dokunulmazlarda denilen Paryalar beşinci sınıfı oluşturmuştur. Arilerin bu kast sistemi günümüz toplumunda daha karmaşık bir yapıya dönüşmüştür. Bu kastlar kabaca yüksek, orta ve alçak olarak üç bölümde toplanmıştır. Kastlık babadan oğla geçer ve kast dışından biriyle evlenmek yasaktır. Hindu toplumunun temelini oluşturan bu toplumsal bölünmeler, siyasal ve sosyal yaşam açısından da büyük önem taşır. Dokunulmayanlar sınıfında yer alan bazı kısımlara karşı yapılan açık ayrımcılık günümüzde yer yer devam etmektedir.

 h08

Kalabalığı, telaşlı Varanasi sabahını ardımda bırakarak gatlarda çok uzak dostların sorularını düşlüyorum. Gece yeni bir sabaha hazırlanacak, sabah geceye dönecek ve Hinularda bunca telaş ve ibadet isteği yıllarca Varanasi’de devam edecek. Ayın ve güneşin ışığı…kadınların kafası…İnsanlarda bunca bit…Ve bir tane de ben ekliyorum dostların sorularına o şimdi ne yapıyor, nerede…Kaçıncı ülkenin bilmem kaçıncı kentine gitmektir yolun adı…Ey tarih alıp başımı gidiyorum Varanasi’den ve Hindulardan, bırak da defterimize biz yazalım adı gizli kalmış öykülerimizi. Saduları, Ganj’ın sularına bırakılan çiçekli mumları, bir dostun sorularını, gün doğumundaki tapınmaları,  kutsal sularda yıkanılan bebeğin geleceğini, yaşlı hindunun yüzünden okunan geçmişini…Nasıl olsa şairin dediği gibi tarih bir gün herkesin fotoğrafını çekecek. Önemli olan o anda gözlerimizin kapalı çıkmaması. Öykümüzün adı gizlidir fakat gözlerimiz daima açıktır….

Mutlu Arabistan…YEMEN

Posted in Mutlu Arabistan...YEMEN etiketler ile , , , , , , , , , , , , , , , , on Haziran 14, 2009 by worldandphoto

Mutlu Arabistan YEMEN’in başkenti DÜNYA MİRASI SANA

Ah o Yemen’dir  / Gülü çemendir / Giden gelmiyor / Acep nedendir…

y01

 Tozlanmış seyahatnamelerin meşine yazılmış sayfalarında, Arabisatan yarımadasının güneyinde, Kızıldeniz ile Aden Körfezi kıyılarında mutlu bir ülkeden bahsederlerdi geçmişin seyyahları.Seyyahların mutlu Arabistan dedikleri Yemen’de geçmişin huzurunu aramak ve yeni sevdaları yaşamak için, bu ülkenin üç bin yıllık geçmişinde buldum kendimi.

 

MÖ.1.yüzyıla tarihlenen Saba Krallığı’ndan Osmanlı egemenliğine, Kuzey Yemen ve Güney Yemen olarak iki ayrı devletten günümüze ulaşan yeni Yemen Cumhuriyeti’ne tarihsel bir süreçtir mutlu Arabistan ülkesi.Yemen topraklarında yaşayan halk Nuh’un büyük oğlu Sem’in soyundan geldiklerine inanırlar.Halkın yüzde  40 ı şii mezhebinin Zeydi kolundan,yüzde 60 ı ise Sünni mezhebinin şafi kolundandır.16.yüzyılın başında Mısır’a bağlı emirler tarafından yönetilen Yemen, Çaldıran savaşı sonrası Memluk Devleti saltanatına son veren Yavuz Sultan Selim zamanında 1517 de Osmanlı egemenliğine geçer ve 400 yıl süresince bağlı kalır. Sonraki yıllarda Sana merkezli ülkenin kuzeyinde hüküm süren Yemen Arap Cumhuriyeti ve Aden merkezli güneyde hüküm süren Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti olarak iki ayrı devletin uzun yıllar süren iç savaşı sonrası 1990 yılında birleşmesiyle tek bayrak altında Yemen Cumhuriyeti dönemi başlar.Birleşme sonrasındaki ilk yıllarda ülkedeki siyasal istikrarsızlık ve ekonomik sorunların neden olduğu  iç savaşlara 1991 yılındaki körfez krizi eklenir.Bu süreçte Irak tarafında yer alan Yemen,batılı devletler tarafından ambargo uygulamasıyla karşılaşır.1994 yılındaki büyük bir iç savaşın sonunda ekonomik ve siyasal istikrar yakalanmıştır.1998 den bu yana Avrupa devletleri ve Amerika ile ilişkiler yeniden hareketlenmiştir.

y02

 Yemen coğrafyasına ve iklim koşullarına son derece uygun taş,kerpiç ve tuğladan yapılmış, dünya miras listesindeki geleneksel Sana evleri, her yaştaki Yemen’linin kendilerini başka dünyalarda bulmak için taze yapraklarını çiğnediği gat bitkisi, kahve kültürü, Sünni ve şii aşiret düzeni, dilimizden düşmeyen Yemen türküleri ve Yemen kuveys, ehlen ve sehlen…

 y04

Sabahın ilk saatlerinde ulaştığım başkent Sana’da Bab-el Yaman (Yemen kapısı) Meydanı’nda sabahın mahmurluğundaki gülen gözleri görüyorum, biraz şakın biraz da tedirgin. Yeni bir ülkenin bilinmezliğine geleneksel kıyafetlerin renkleri ve erkeklerin yanlarından hiç ayırmadıkları cenbiye-bir tür kama- görüntüleri ekleniyor ve eski kent Sana geçmişin izlerini hala sürdürüyor.Tozlanmış seyahatnamelerin sayfalarını çevirmeye başlamalı ve Yemen’de yüzyıllar öncesini bugünle buluşturmalı diyerek, Sana’nın sokaklarına bıraktım kendimi. Çöllerden, volkanik platolara, ortalama 2000 metre yüksekliğindeki dağlık bölgelerden Kızıldeniz ve Aden Körfezine uzanan ilginç bir coğrafyada yer alan Yemen’de, başkent Sana etrafı dağlarla çevrili ve 2600 metre yükseklikte bulunuyor. Nukhum (yıldız) Dağının eteklerindeki başkent adını Nuh’un oğlu Sem’den almıştır. Surlar içindeki eski kent ve günümüzün yeni kent yerleşiminden oluşan Sana, 1984 yılında Unesco tarafından korumaya alınmış. Sana mimari örnekleri, geleneksel gündelik yaşamın devam ettiği çarşılarıyla geçmişi günümüze taşıyan dünya mirası şehirlerden biridir. Eski Sana’da yaşam surlara çevrili bölümde devam etmektedir. Şehire hala dimdik ayakta duran kapılardan giriliyor. Yemen’e özgü eğri ağızlı bir kını olan cenbiyelerin satıldığı tezgahlar, çömlekçilik, dokumacılık ve ahşap işçiliğinin sergilendiği arastalar, baharat pazarları eski kentin yaşamına çeşitlilik katıyor.Yedi sekiz katlı kerpiç evler, minare süslemeleriyle dikkat çeken camiler, kaymak taşı, alçı ve vitraylarla bezenmiş pencereler karşısında geleneksel mimarinin ihtişamıyla etkilenmemek elde değil.Sana’daki Osmanlı izleri de geçmişe sürüklüyor insanı.Osmanlı’nın Yemen’deki ilk valisi Hasan Paşa tarafından yaptırılmış olan Osmanlı nın bu ülkedeki ilk eseri Bekiriye Cami Sana’da bulunuyor.Osmanlı döneminden kalma askeri yapıların bir çoğu günümüzde hala kullanılmakta.Buna en uygun örnek Ali Abdul Mogni caddesi üzerindeki Osmanlı döneminin askeri hastanesi. Bekar kuyusu anlamına gelen Bir el-Azep caddesi üzerinde Osmanlı askerlerinin yaşadığı dönemin evlerine rastlamak mümkün. Sana’nın çeşitli yerleşim yerlerinde Yemen’de kalan Türk’lerin soyundan gelen ailelerle karşılaşabilirisiniz. Sana müzesi binlerce yıllık geçmişinden izlerini taşıyan eserlerle ziyaretçilerini beklemektedir.

y05

Taş, kerpiç ve tuğla kullanılarak yapılmış geleneksel evlerin  renkli boyalarla süslü pencerelerinden daracık sokaklara yansıyan vitraylar, yılların yorgunluğunu sakallarını sıvazlayarak unutmaya çalışan yaşlılara inat koşusturan çocuklar, daracık dükkanlardaki alma satma telaşı, gat pazarındaki heyecanlı bekleyişler, her köşe başında parıldayan cenbiye tezgahları, baharat kokularına karışan seyyar satıcıların sesleri, peçelerinin ardında yeni günler düşleyen kınalı ellerin kadınları ve Yemen’de bir başka dünyanın bir başka manzaraları.

y03

Eski kentin surlar içindeki yaşanılmışlar sonrası Sana’ya 15 km uzaklıktaki Wadi Dhahr bölgesine gidiyorum.Vadinin her iki yamacına kurulmuş köyler ve prehistorik dönem kaya kütlesi üzerine, Osmanlılar’a karşı isyanları yöneten İmam Yahya tarafından yaptırılmış Dar-al Hajar Yazlık Sarayı oldukça ilginç. Vadinin ve sarayın büyüsü sonrası 2500 metre yükseklikteki Shibam’a ayrılıyorum. MS. İlk yüzyılda bağımsız bir eyaletin başkentliğini yapan bu bölgede Himyeritler yaşamış.Shibam’ın 350 metre yüksekliğinde bulunan Kawkaban küçük bir Yemen köyü. Dik kaya duvarları arasındaki patikadan bu köye ulaşmak mümkün. Patikadan köye doğru yükseldikçe Shibam ve çevresi kuşbakışı görülebiliyor.Taştan yapılmış kule evlerden oluşan uzaktaki yerleşimlerin ve yüksek platolardaki tarım için düzenlenmiş terasların ilginç görüntüleri müthiş.Sisler altındaki  Shibam ve fotoğraf çektirmek isteyen ve bahşiş bahşiş diye tutturan sevimli çocuklar geri bırakıp, Thilla köyüne ayrılıyorum.Yağmurlu bir Yemen akşamı ve daracık sokaklarda birbirine yaslanmış kerpiç evler karşılıyor beni.Köüyün gönüllü küçük rehberi Taha’nın eşliğinde yağmura aldırmadan akşamın karanlığının geceye dönüşüne kadar kaleyi ve köyü dolaşıyorum.Taha’nın uğurlamasıyla Sana ya dönüyorum.Gecenin yorgunluğuna çocukların suret suret ve bahşiş istekleri ekleniyor,eski kentin büyülü dünyasındaki yolculuğuma Arnavut Ahmed’in nargile kahvesinde devam ediyorum.Öğleden önce çiğnemeye başladıkları gat bitkisi etkisiyle yarı uyanık yaşamlarını sürdüren Yemenli erkekler çoktan geceyi yaşamaya başlamışlarlı nargile kahvesinde.Uyarıcı ve keyif verici olan gat bitkisi kullanımı Yemen’de o kadar önemli bir kültür ki, Yemen’liler gatsız, gat Yemensiz düşünülemez. Taze olarak temin edilen gat bitkisinin dallarının ucundaki küçük yaprakları uzunca bir süre ağızda çiğnenip damakta biriktirilerek etkisine ulaşılıyor.Tabi ki gat çiğneyenlerin şişmiş yanaklarındaki görüntülere şaşmamak elde değil.Ve Yemen’de iç savaşlar sırasındaki cephelerdeki muhaliflerin çatışmalar esnasında gat molası verdiklerini duymak da oldukça şaşırtıcı.Kahvenin sedirlerine uzun oturmuş Yemenliler’in  nargile fokurtularına geleneksel Yemen müziği karışıyor ve bir nefes daha nargilemden.

y27

Fiandukum al-fundug (otel ne kadar) sorusuyla ve Yemen türküleri ile başlayan Yemen günlerim geleneksel mimarinin ihtişamıyla,gat kültürünün hafızamdaki bilinmezliği ile, Saba Melikesi Belkıs’ın efsaneleriyle, peçeli kadınlar cenbiyeli erkekleriyle,çocukların gülümseyişleriyle yaşandı.Ve Yemen Kuveys…Ehlen ve Sehlen.. (Yemen güzel,hoş gelniz,sefalar) getirdiğiniz tümcesiye son buldu.

y09

NEPAL’ den Namaste

Posted in Nepal'den NAMASTE etiketler ile , , on Haziran 13, 2009 by worldandphoto

nepal01

Himalayaların büyülü ülkesi NEPAL’den NAMASTE

 Her sevda başlangıçtır bir yenisine ve yeniler isyan eder diğeri bitmeden. Biz isteyelim istemeyelim bu böyle sürüp gider.benim sevdamsa yollarda ve adı bilinmeyen uzaklarda gizliydi.Ve yenisine kavuşma isteğiyle sınırları aşıp Himalayalar ülkesi Nepal’e *Namaste dedim.*merhaba.Dünyayı değiştirmeyi düşleyen çiçek çocukların büyülü renkleriyle dört ülkesinden biriydi Nepal. Fas’ın Marakeş, Afganistan’ın Kabil, Türkiye’nin İstanbul’u ve Nepal’in Katmandu’su renklerin, kültürlerin, gizemin ve çiçek çocukların buluştuğu başkentlerdi. İşte Nepal işte Katmandu işte namaste ülkesi.

 

Dünyanın en yüksek zirvelerinden Everest, Makalu, Annapurna ve nicelerinin sınırları içinde yer aldığı dünyanın çatısı Nepal’de yüksekliği 7000 metrenin üzerinde ikiyüzelli den fazla zirve vardır.Dünyanın en etkileyici sıra dağları olan Himalayalar, Asya kıtasındaki önemli kültür ve ırklar arasında doğal bir sınır olmuştur.Tibet dilleri konuşan buddhacı Moğol ırkları ile çoğunluğu Hindu olan Hint Avrupa dilleri konuşan ırklar bu dağ sıralarıyla birbirlerinden ayrılmışlardır.Yüksek sınırlara rağmen bu toplulukların birbirlerinden etkilenmesi bölgedeki kültür zenginliğinin doğal sonucudur.

nepal05

 

Orta Himalayar’da bulunan Nepal, Tibet ile Hindistan arasındaki ticaret yollarının geçtiği bölgede yer alır. Katmandu vadisinde yaşayan Nevarlar 18.yüzyılda Nepalli dağ aşiretlerinin egemenliğine giren bölgenin asıl yerlileridir. Nevarlar kendilerine özgü Tibet-Birmanya dilini konuşurlar, dinleri de buddhacılık Hindu inanışları ve geleneklerinden etkilenmeleri sonucudur. Etkileşmeler sonucu Nepal’de Hint Ari dilleri konuşan topluluklar ile Tibet Birmanya dilleri konuşan topluluklar bir arada yaşarlar. Ülkenin yüksek yaylalarında Tibet topraklarından gelen Bhutlar ve dağlık bölgelerde yaşayan ve Nepal için çok önemli olan dağ turizminde rehberlik yapan Şerpalar, gözüpek savaşçılar olarak bilinen ve günümüzde İngiliz ve Hindistan  ordularında paralı askerlik yapan Gurkhalar Nepal’in diğer yerel topluluklarıdır. Halkın büyük çoğunluğu hindudur. Buddhacılık ve az da olsa Müslümanlık topluluklar arasında yaygındır.Nepal kendini dünyanın tek Hindu krallığı olarak tanıtmaktadır.

 nepal09

Nepal’de Hint etkisi çok eski zamanlara dayanır.Buddhacı misyonerlerin MÖ. 3.yüzyılda Ganj deltasından Nepal’e geldikleri sanılmaktadır.13.yüzyılda  kuzey Hindiatan toprakları İslam orduları tarafından ele geçirildiği zaman, Hindu prenslerinin çoğu Nepal topraklarına sığınıp, bu bölgelerde kendi prensliklerini kurmuşlardır.Ülkenin güneyinde yer alan ve Hindistan sınırına yakın Terai Bölgesi Himalayalar eteklerindeki bir ova bölgesidir.Halkın büyük bir kısmı tarlalara dönüşmüş bu kesimde yaşar.Bu bölgede yer alan Racapur, Nepalganc ve Biratnagar kentleri yüksek dağlar ile ovalar arasındaki geçiş noktalarında yer alır. Orta Himalayalar daki Gurha ve Pokhara kentleri dağlar arasında kalmış vadilerin ticaret merkezleridir. Patan ve Bhadgaun da önemli kentlerdir.

 

Ülkenin başkenti Katmandu tuğla evlerden oluşan daracık sokakları ,binbir renkli çarşıları, ince bir işçilikle yapılmış tapınaklarının bulunduğu meydanları ve kültürlerin gizemiyle geleneksel ve modern Nepal yaşamının buluştuğu ülkenin kalbi ve turizm merkezidir. Terai bölgesinde Buddha nın doğum yeri olarak bilinen Lumbini’de MÖ 6.yüzyılda Aşoklar ve Kuşanalar dönemlerine ait kalıntılara rastlanır.Bunlar daha çok buddhacılık ve Hinduluğun nevarlar etkisiyle islamiyetin yayılmasından etkilenmeden gelişimini sürdürdüğü ve Katmandu vadisinde yoğunlaşan tarihsel mirasın kaynağıdır.Katmandu ve çevresinde günümüze kadar ulaşan zenginlikler bölgede yaşamış hanedanlara göre adlandırılan farklı dönemlere aittir.Katmandu’daki Durbar ve Patan meydanları kentin sivil ve dinsel yaşamının yoğunlaştığı merkezlerdir. Mimari olarak simgeciliğin yoğunluk kazandığı Katmandu’da stupa adı verilen dini yapıların dört yüzünde buddhanın gözleri resimlenmiş ve buddha dört ana yöne bakmaktadır. Svayambhunath ve Bodnath’daki stupa tapınaklar bunlara en güzel örneklerdir. Maymunlar Tapınağı olarak de bilinen Svayambhunath Tapınağı Budist Nepalliler için en kutsal yerlerdendir.Kutsal bir tepe üzerinde yer alan bu tapınakta Buddha nın nirvanaya ulaştığına inanılır.Tapınağa ulaşan yol Buddha heykelleriyle süslenmiştir. Bodnath tapınağı da buddha nın lotus çiçeğini andıran gözbebeklerinin tapınak üzerinde en iyi görülebilcek mekanlardan biridir. Diğer buddha ve Brahma tapınaklarında da aynı simgecilik örneklerine rastlamak mümkün.Basamaklı piramitler üzerine inşa edilmiş tapınaklar ve çevresi günün her saati hareketliliğini ve ziyaretçilerini korur. Katmandu yakınlarındaki şiva merkezi Paşupatinat geniş sur duvarlarıyla çevrili tapınaklardan oluşur.

nepal20

 

Kutsal Bagmati nehri kıyısında bulunan Bakhtapur daki mimari zenginlik ve ölülerin yakılma törenlerinin düzenlendiği tapınak ve basamak şekilli gatlar Nepal yerlilerinden Nevarlara ait mimari işçilikler sergiler.Ahşap işçiliği öenmlidir tapınaklarda.heykel sanatının etkileride gözlemlenir.Çok renkli ahşap ve bronz heykeller 15.yüzyıldan sonra artmıştır.resim ve kullanılan figurler genellikle el yazmasıdır.Boyanmış kumaşlarla sürdürülen bu rengarenk gelenek tapınak ve çevrelerini süslemektedir.

nepal14

 

Hareketlilik gün boyu devam eder tapınaklarda. Nehir kıyısında yükselen dumanlara Saduların sakin bekleyişleri karışır. Yakınların yakılışlarını seyredenlerin acılarına yılan oynatıcısının kavalındaki hüzünlü melodi eklenir. Ansızın bir sadunun etrafına toplananların meraklı bakışları arasında ayinine başlar sadu. Buddha nın Sidartha olduğu dönemindeki yaşama özenen sadular farklı ve renkli yaşamlarıyla tapınak bahçelerinde dikkat çekerler. Hindu kast sisteminde dokunulmazlar sınıfında yer alan sadular binlerce yıldır mistik yaşamlarını günümüze kadar sürdürüyorlar.

Yer yüzünün en eski dinlerinden olan hinduzim öğretilerinin süre geldiği bu coğrafyada sosyal yaşam adeta bu tapınaklar çevresinde yaşanır. Sadularında doğal yaşam alanlarıda bu tapınakların çevreleridir. Kendilerini dinsel öğretilere adamış olan sadular zamanlarını ve hatta yaşamlarının tamamını bir nevi meditasyonla geçirirler. Dünya işleriyle alakaları yoktur. Yaşamları boyunca sahip oldukları hiçbir nesneleri olmamıştır. Toplumda saygınlığı olan sadular diğer sınıflardan insanların bağışlarıyla geçinirler. Onlara verilen yemek ve hediyeler adeta bir ibadet sayılır. Yoğunlukla Nepal ve Hindistan’da yaşayan sadular kesinlikle et yemezler. Vucutlarındaki hiçbir kılı inançları gereği kesmezler. Uzunlukları iki metreyi aşan saduların saçlarına rastlamak mümkündür. Yılların süreci rastalaşan saçlara uzamış sakallar eklenir ve ilginç sadu portreleri oluşur.

nepal11

 Temelinde mutlak varlık Brahma olan Hindu öğretilerini yerine getirmeye çalışan sadular kast sisteminde önemli bir yere sahiptirler. Ruhun bir bedenden ötekine geçtiği inancı olan reenkarnasyon temel inançlarıdır. Genellikle yarı çıplak olan sadular, vücutlarına ve yüzlerine  kül sürüp, çeşitli boyalarla figürler çizerler. İnanışlarında ruhları asla ölmez. Acı çeken ruh bedenden bedene geçer. Acıyı sonlandırmanın gerçek olan ve tek yolu nirvanaya ulaşmaktır. Aydınlanmış olan ruh nirvanaya ulaşacaktır. Yüzlerine ve vücutlarına sürdükleri külün anlamı da nirvanaya ulaşacakları yolda ölümü aştıklarının göstergesidir. Çıplaklıkları ise doğum anının ifadesidir.

 Hindistan’daki Ganj ve Yamuna nehirleri bu coğrafyadaki saduların buluşma bir nevi hac yerleridir. Yalnızlığı seçen sadular olduğu gibi gruplar halinde yolculuk durumunda olanlarda vardır. Toplu yaşamlarının örnekleri kalabalık yaptıkları ayinlerde ve hac buluşmalarında ortaya çıkar.

nepal16

 

Himalayalar eteklerindeki dağ köylerinden, 1953 de E.hilarry ve şerpa Tenzing’in ilk olarak tırmandığı dünyanın en yüksek zirvesi Everest’e, tapınaklar kenti Katmandu’ya, soyu tükenmekte olan hayvan türlerinin yaşadığı doğal parklara, gurkhalardan, saduların yaşamlarına, tapınakların hareketliğinden, kültürlerin buluşmasına Nepal’de yaşam olanca renkliliğiyle devam etmekte. Geçmişin geleceğe umutla baktığı Himalayalar ülkesi Nepal’de yeni renklerle buluşmak için NAMASTE.

nepal21

BANGKOK-THAILAND

Posted in Meleklerin ellerinde BANGKOK etiketler ile , , , , on Haziran 12, 2009 by worldandphoto

SADECE MAVİ VARDI MELEKLERİN ELLERİNDE… B A N G K O K

 Şehrin boğazında Nil’in saçlarına karışan kutsal suları vardı. Maviliğini vermek için sana derin gözlerinden daldım boğazın sularına. Deniz minareleriyle buluştum Akdeniz’in ortasında adalardan birinde. Amon Ra ve Firavundan gözlerimi sakınmamı söyledi adadaki deniz kabuklarından biri. Ben ne köle Menofis’tim ne de Tahir. Sen de ne vezir karısı Zeliha ne de Zühre. Nil’in sularından titrediğimde sen yoktun yanımda. Kadırgandaki sen belki de boğazda kalmış şarabın mantarını düşlüyordun geçmişinde. Boğazın maviliğini uzatan gözlerime değdiğinde şarabın mantarında bir mavi oluyordum ellerinde.

t08

 

Şehir uzaktı, Akdeniz’deki ada da, Nil’in suları da çok uzakta kalmıştı. Kimbilir belki de boğazdaki mantar Chao Phraya Nehrinde melekler şehriyle buluşuyordu. Sadece mavi vardı meleklerin ellerinde. Melekler şehri Bangkok’tan maviyle, beyazla, kırmızıyla tüm renklerin çoşkusuyla *SAWAT-Dİİ.*merhaba

 t06

Üç yıl öncesine göre değişen pek de bir şey yoktu. Şehirde yükselmiş sayısız gökdelenleri saymazsam. Khao San Road aynı hareketliliğine devam ediyordu. Nehir kıyısındaki dolmuş botlarını bekleyiş aynıydı. Tuk tuk ( üç tekerlekli motorsiklet taksi) şöförlerinin şehir turuna davetleri, havanın bunaltıcı nemi, şehrin kaosunu en iyi anlatan trafik, tapınakların ihtişamına karışan safran rengi aynı. Aynı. Aynı.

t56

 

Güneydoğu Asya’nın en hızlı gelişen şehirlerinden olan Bangkok Krung Thep ( melekler şehri ) anlamına gelir. Eski adı Siyam olarak bilinen Tayland Krallığı’nın başkentidir. Ülke ve başkent için en önemli gelir kaynağı olan turizm için yediden yetmişe herkes seferber olmuştur. Yüksek bütçelerle turizme yapılan yatırımlar her yıl ülkeye ve şehre milyonlarca turisti çekmektedir.Tayland’ın kalbi olan Bangkok, geçmişten günümüze doğunun Venedik’i olarak ulaştı. Ülkenin ticaret ve yönetim merkezi olan Bangkok’da Chao Phraya Nehri ve çevresindeki kanallar şehrin karakterini oluşturur. Kanallar üzerindeki yüzen evlerin görüntülerine yüksek katlı evlerin gölgeleri karışır. Nehir kıyısındaki bir tapınağın bahçesinde yaşlı bir keşişin düşleri, teknelerdeki turistlerle buluşur.

 t57

Tamamına yakını Budist olan Tayland’da tapınaklar hemen hemen her yerde karşımıza çıkar. Tapınaklar ve safran renkli elbiseleriyle keşiş öğrencileri Bangkok’da modern yaşama renk katarlar. Wat Po’nun ( Wat =Tapınak )bahçesinde yıllanmış bonsailerin yanıbaşında serinlemeye çalışan keşişler meraklı bakışlarla turistlerin fotoğraf karelerine konuk olurlar. Kamusal alanlarda görülen büyük tapınakların yanı sıra her evde, her dükkanda bile küçük Budist tapınaklarına rastlanır. İnanç ve ibadetlerine bağlı olan Budistler yeni güne tapınaklarındaki Budha ya hediyeler vererek başlar. Kimi zaman yakılan bir tütsü, serpilen bir avuç pirinç tanesi olduğu gibi, kimi zaman da pişmiş bir tavuk, ananaslı ve muzlu bir meyva  tabağı ve hatta coca cola gibi hediyeler olabilir.

 tayland01

Özgürlüklerin ülkesi anlamına gelen Tayland’da yaşamın temel felsefesi Mai Pen Rai, hiç tasa yok anlamına gelir. Bangkok’un modern yaşamında çok zor olsa da insanlar bu felsefeyle yaşamlarını devam ettiriyorlar. Bangkok’da eski şehir ve günümüzün modern yerleşimleri iç içedir. Tapınaklar, sokak pazarları, yüksek katlı lüks alış veriş merkezleri, beş yıldızlı oteller, parklar, gecekondular birbirlerine yaslanmış durumdadır. Şehrin bulvar ve caddelerindeki trafik sıkışıklığı ve gürültü, uzak asyanın en büyük şehirlerinden biri olan Bangkok’un karakteridir. Tuk tuk gürültülerine, korna sesleri ritm tutar. Bu durumdan kurtulmanın en iyi yolu şehir merkezindeki parklarda bir palmiye gölgesi bulmaktır. Ya da ritmik Tai müziği eşliğinde kendinizi Bangkok sokaklarına bırakıp her köşe başında yeni bir şeyler keşfetmek ve kendi  Bangkok klibinizi çekmek olacaktır.

 t07

Demokrasi Meydanı ve çevresindeki Khao San Road bölesi şehrin en turistlik alanlarındandır. Khason Road her ülkeden her profilde turisti ve gezgini barındırır. Çiçek çocukların iki binli yıllardaki temsilcilerinden, vip turistlere kadar herkes bu bölgede farklı bir Bangkok yaşar. Siam, Ratchadamri ve  Sukhumvit bölgeleri Bangkok’un en modern yerleşim yerleridir. Modern alış veriş merkezleri için tercih edilebilir. Sala Daeng yakınlarındaki Patpong Caddesi dünya seks turizmine hizmet eden ilginç showların izlenebileceği neon ışıklı bir yerdir. Şehrin Çin Mahallesinde renkli reklam panoları ve Çince yazılar dikkat çeker. Bölgedeki lokantalarda deniz mahsülleri tercih etmek doğru olacaktır. Ayrıca Çin  mahallesi alış veriş içinde uygun tercihtir.

 t40

Chao Phraya Nehri kıyısındaki yürüyüş ya da Bangkok’un panaromik tekne turu ardından, efsanevi Büyük Saray, Wat Po, Wat Phra Kaew, Wat Arun Tapınaklarında Bangkok panoramasına biraz mitsizim eklenebilir. Yaklaşık 3 km.lik bir alana yayılmış olan Büyük Saray, değerli ve kutsal sayılan taşlarla bezenmiş yapılardan oluşur. Tayland kralı I.Rama tarafından 1782 de yapımına başlanmıştır. Yapıları destekleyen kuleler ilgi çekicidir. İki yüz yıllık geçmişe sahip sarayda Amarinda Salonu, kabul salonları, Chakri Mahaprasad, sikke müzesi, Phra Kaev tapınağı görülebilir. Büyük Saray yakınlarındaki Wat Po 16.yüzyıla dayanan yatan budha heykelini barındırır. 15 metre yükseklğinde, 45 metre uzunluğunda altından bir budha heykelidir. Yatan budha figürlerine Tayland’ın diğer bölgelerindeki tapınaklarda da rastlanır. Şafak Tapınağı anlamına gelen Wat Arun Chao Phraya nehri kıyısında yer alır. Yüksek kulesi ile gün batımında güzel bir görüntü veren tapınak, 19.yy başında yapılmıştır.

 tayland03

Altın Dağ anlamındaki Wat Saket,  Mermer Tapına, Ulusal müze, Jim Thompson Evi, Lumphini  Park, Benjakiti Park, Golf Kulübü, dünyanın en büyük pazarlarından olan ve sadece hafta sonu kurulan Chatuchak Pazarı, modern sanat galerileri, şehrin en yüksek binası olan Sky Otel,  Bangkok’da görülmesi gereken yerlerdir.

Bangkok’un çevresinde günübirlik görülebilecek ilginç yerlerde var. Khao San Road bölgesindeki acentalardan alınabilecek günlük turlar ile, yılan çiftliği, timsah çiftliği, trekking, orkide ve gül bahçelerine, yüzen market Floating Market,Tayland’ın eski başkenti Ayuthaya ve Kwai Köprüsü’ne geziler yapılabilir.

tayland05

 

Bangkok’da tai masajı denemeden ayrılmayın. Günlük tempolu geziler sonrası vücudu rahatlatacak en güzel şey masaj olacaktır. Masaj yaşamın her alanında tailer için bir gelenektir. Ayak masaji ve yağlı vücut masajı çok yagındır. Masaj salonları her bütçeye uygun ve farklı profillerdedir. Sadece masaj amaçlı salonlar olduğu gibi, seks turizmine hizmet veren masaj salonları ve klüplerde vardır.

 t51

Dünya mutfağının klasiklerinden olan Tai mutfağı örneklerine lüks restoranların yanı sıra sokak tezgahlarında da rastlanır. Akşamları şehirdeki hemen hemen her kaldırımda seyyar yemek standları kurulur. Deniz mahsüllerinden, ekşili, acılı, tadlı yemeklere, baharatların olmazsa olmaz sebze yemeklerine çeşit olduça boldur. Ve bu damak tadına uyum gösteremeyenler içinse her köşedeki  McDonalds bildik bir menü ile hayat kurtarır.

 t64

 

Sen şimdi gözyaşlarında boğulmaktan kurtuluyorken, ben arka sokaklarda Bangkok’tayım. Döğmelerim ele veriyor beni bu şehirde. Bu kalabalık, bu çoşku ve bu hüzün tanıdık. Muson yağmurlarına karışan  bir gözyaşı kayıp, onu arıyorum. Park uzaktı, Can Baba yoktu, başıma gelenler senin yokluğundaydı ve adını söylemedim.

 t14

Ne görmek istiyorsa ve ne yaşamak istiyorsa onu yaşıyor yolda ki her kimse. Istanbul, Pekin ya da Bangkok’da. Seks turizmine hizmet veren genç kadınların kulüpleri ya da bir tapınakdaki keşişle saatler süren sohbet. Siam bölgesinde beş yıldızlı bir otel ya da nehir manzaralı üç dolarlık bir oda. Klimalı taksiyle sıkışık trafikte bunalmak ya da yürüyerek arka sokakları keşfetmek. Lüks bir alış veriş merkezi ya da açık pazardaki sokak sanatçılarının ezgilerinde bulmak farkı… Ne istiyorsak onu yaşıyoruz. Ne görmek istiyorsak onu. Yeter ki isteyelim. SAWAT-Dİİ.

 t09

 

KAREN KADINLARI-KUZEY TAYLAND

Posted in Long Neck Woman etiketler ile , , , , on Haziran 12, 2009 by worldandphoto

UZUN BOYUNLU KAREN KADINLARI- KUZEY TAYLAND

t30

 

Turistlik bir köyü andrıyor Karen Köyleri. Lüks tatil köyleri akla gelmesin hemen. Ellerinde fotoğraf makinalarıyla çeşitli ülkelerden turlar ile dağ köylerine gelmiş turistler ve uzun boyunlu Karen kadınlarının buluşması.

 

Myanmar ( Burma) ve Tayland sınırında yaşayan kabilelerden olan Karen kabilesinin simgesi olan uzun boyunlu kadınlar köyün orta yerindeki hediyelik eşya tezgahlarının yanlarına sıralanmış, meraklı bakışların ve fotoğraf makinalarının hedefi oluyor.

 t25

Myanmar daki askeri rejimden kaçan Karen’ler kuzey Tayland’a sığınmışlardır. Bu bölgede Myanmar kökenli pek çok kabile ve kavime rastlanır. Akha, Lahu, Lisu, Mien, Hmong ve Karen’ler en çok nüfusa sahip kavimlerdendir. 

 

Çok küçük yaşlarda boyunlarına, kol ve bacaklarına halkalar takan Karen kadınları Tayland’ın kuzey coğrafyasında oldukça ilginç görüntüler sunuyor. Yıllar ilerledikçe takılan halkaların sayısı da artıyor. Ve uzun boyunlu kadınlar tarih sahnesindeki yerlerini alıyor.

 

Ağırlıkları 7-8 kg’ı bulan halkalar yıllarca Karen kadınlarının bedenleriyle bir oluyor ve zamanla çıkarılması imkansız hale geliyor. Boyun, kol, bacak ve hatta kulak memelerinin içine de halka takan Karen kadınlarını görmek mümkün bu coğrafyada.

 t26

Karen kadınlarının boyunlarına halka takarak uzatma geleneği ataları kabul ettikleri dişi ejderhanın görünüşüne benzeme isteğidir. Savaşçı ve özgür ruhlu olan Karen kaviminde bir gurur simgesi olan halkalar Karen kadınlarının hiç canını acıtmıyormuş gibi duruyor.

 

Köyün orta yeri en kalabalık yeri. Yan yana sıralanan tezgahlar, turizmden geçimlerini sağlayan köylüler ve turistlerin buluşma yeri. Geleneksel motifler içeren kilim, eşarp ve örtülerin dokumacıları Karen kadınları. Kuzey Tayland izleri taşıyan hediyelik eşyalar da turistler ile buluşuyor. Tezgahlarda ki uzun boyunlu kadınlar adeta podyumda mankenlik yapıyor fotoğraf düşkünlerine. Fotoğraflardan alınan bahşiş ise köyün en önemli gelir kaynağı. Bu görüntülerin her geçen yıl artması turizmin doğallığının bozulması anlamına gelir mi, bence bir tartışma konusu.

 t31

ÖNERİLER:

 

NASIL GİDİLİR: Tayland’ın kuzeyinde yer alan Chiang Mai şehrinden günübirlik turlar ile Meo, Akha ve Karen Dağ köylerine düzenlenen turlar ile ulaşılabilir. Günlük turlar öğle yemeği dahil olmak üzere 20 – 30 $ arasındadır. Tayland’ın başkenti Bangkok ile Chiang Mai arası otobüs ile 12 saat sürüyor. Bangkok Havayolları ve Thai Havayollarının iki şehir arasında sık ve düzenli uçuşları vardır. İstanbul’dan Bangkok uçuşları için www.thy.com

Adresinden yararlanılabilir.

 t34

KONAKLAMA: Chiang Mai konaklama için en ideal merkez olacaktır. Dağ köylerinde misafir olmak veya kamp kurmak da mümkün. Chiang Mai şehir merkezinde konaklama için çok fazla alternatif var. İki kişi 20- 30 USA $ otel bulmak mümkün. Top North Guest House tel: 0 (66) 5327 8900 Sumit Hotel tel: 0 (66) 5321 1033  Prince Hotel tel:0 (66) 5325 2025

 

YEMEK: Yerel yemekleri ve farklı tadları keşfetmek için Chiang Mai merkez oldukça fazla seçenek sunuyor. Si Phen Restaurant tel 0 (66) 5331 5328  Ratana’s Kitchen tel 0 (66) 5387 4173

 t36

GEZILECEK YERLER: 700 yıllık bir geçmişe dayanan tarihi ile Chiang Mai eski şehir bölgesi mutlaka görülmelidir. Bu bölgede bir çok tapınak ve eski yapı var. Wat Chiang Man, Wat Phra Singh, Wat Chedi Luang, Wat Phan Tao, Wat Jet Yot, Wat Suan Dok, Wat Ku Tao mutlaka ziyaret edilmelidir. Chiang mai müzesi ve gece pazarıda görülebilir.

 

PARA BİRİMİ. Thai BAHT  

1 USA $ = 32 BAHT    1 EURO = 50 BAHT      1 YTL = 26 BAHT

 

VİZE: Tayland Türk vatandaşlarından vize istemiyor.

 

DETAYLI BİLGİ: www.tourismthailand.org   ve www.sawadee.com

web sayfalarından alınabilir.

t32

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.